alis'in defteri

tam bir alis olmak, zamansız, boyutsuz ve tutarlı. korkunç mu? biraz yabancı..

film zamanları

5e 5 dükkanda, miktar olarak yapılacakların hiç’e, zamanların öf o biçim’e eriştiği zamanlarda -ki bu sadece yalnızken oluyor, yalnız kalıyorum, değerlerin ışıklar altında dizildiği 5e 5 bir dükkanda- şikayet ediyor gibi tınlasam da, hiç şikayet etmediğim boş ve geniş zamanlarda, kötü haberler 2-3 sekmede çapraz teyit edilmişse, sosyal medyanın dibi gelmeden gınası gelmişse, kitap okumanın uykumu getireceği bir gecenin günüyse, film izliyorum.

la môme bugünün filmiydi. dükkanda başlayıp sonu evde gelen bir güzellik. ölümünden yıllar sonra edith piaf’a “ne çektin be edit” demeye neden olan bir güzel film. her tramvasını duble yaşamış bir sanatçının gerçek yaşam hikayesi. babası 1. dünya savaşı için cepheye gittiğinde anası terketmiş, küçük bir çocukken babası tarafından, bir genelev işletmecisinin yanına bakımı için bırakıldığında kör olmuş, sevdiği, başkasıyla evli ve üç çocuklu adamın sırf o yanına çağırdı diye bindiği uçağı yere çakılmış… teker teker gelmemişler yani kaldırım serçesine. çok çekmiş, sevdiceği ölene kadar da çektiği herşeye kahkahasıyla hareket çekmiş. içki uyuşturucu, hayatla taşşak geçme, ses 10/10.. bi de bu boksr sevgilisi ölünce bi kafayı inceden sıyırma durumu var ki, film oralara fazla değinmiyor. ya çocukluğu ve gençliği üzerinde fazlaca durduğundan ya da kadının manyak yapısının altını çok çizmek istemediğinden.

20 yıldan fazladır fransızca biliyorum. paris’e de 10 kere falan gittim. bu kadının sesini ne zaman duysam sanki geçmiş bir zamanda paris’in nemli taş sokaklarında akordeon sesleri eşliğinde, şapkalı kadınların, ceketli adamların arasında yürüyormuş gibi hissederim. bu açıdan düşününce filmden ekstra bir keyif de almış olabilirim. “hayatım” diye de bir kitabı var serçe’nin. keşke türkçeye henüz çevrilmemiş olsaydı da ben çevirseydim🙂

la môme - la vie en rose - kaldırım serçesi

la môme – la vie en rose – kaldırım serçesi

*

güne dair devam edeyim. film öncesinde teyzemle konuştuk. biz zaten çok sık teyzemle konuşuyoruz artık. ona, bana ya da ikimize dair bir yaşlanma durumu var bunun sebebinde. çok kurcalamıyorum. ne yaptığımızı anlatıyoruz birbirimize. kendim için mi yoksa onun için mi yapıyorum bunu, onu da bilmiyorum. belki sadece artık yapabilir haldeyim biraz.. anlatabilir halde. gündeliğin içinde kaybolmadan gündeliği de fark edebilecek halde.

çalıştığım dükkanda değerli taşlar ve metallerden yapılma takılar var. ben de ayaklı vitrin misali, dükkana gittiğimde bir yüzük seçip takıyorum. genelde alyansa benzer yüzükler seçiyorum sanırım. en sadeleri, tipime, kılığıma en uygunları onlar. alyansa benzediklerinden değil de, dev taşlar veya iri kıvrımları olmadığından. neyse.. teyzemle konuştuk. sabah takıp akşam çıkarmalık yüzüklerden bahsettim.

“oo ne güzel, hevesini alırsın işte” dedi teyzem. güldük. bazen insanlarla konuşurken, çoğunlukla da sessizce etrafı izlerken, ana konu paralelinde çoklu konular akıyor kafamdan. hevesimi alıyorum hayattan, teyzemin cümlesiyle beraber, alttan bu aktı bende. yüzüğü taktığımda yüzükten hevesimi almıyorum aslında, çünkü parlayan metaller o dükkanın içindeyken biraz fazla geliyor, hepsinin bir arada bulunduğu o ortamda pek hevesim yok yani onlara karşı. bunu teyzeme söylemedim tabi. güldüm sadece. sonra o cümlenin hemen peşine sevgili u. geldi aklıma. aklıma, hevesini almak kavramı geldi. içim bi büküldü ne yalan söyleyeyim. şimdi bunları yazarken, hayatıma teğet geçirdiğim bir sürü insan, teker teker değil de topluca, bi kavram gibi geliyor. çoğunlukla kendi kendimi acıtarak, hevesimi aldığım insanlar. uzunca kursakta tutulup, orada takılı kalmasın diye sindirime erken başlayıp, boğazdaki düğümde eritilen insanlar. konuşmuyorum bu sebeple. açım ama boğazımdan geçmiyor bu sebeple. yutsam iki vitamin alacağım, beslenip palazlanacağım. yok, boğazımdan geçmiyor, çiğnemeden yutmaya çalışıyorum çünkü.

*

telefonu kapattık. online film şeysini açıp, niye bilmem, yukarıda bahsettiğim filmi buldum. seçim nasıl gerçekleşti biri bana söylese keşke. çok da içim acımadı bunlar olurken. artık kendime üzülmüyorum. olanlar oluyor, bendeki sadece bir izleme aşaması.

*

film izlerken arada insanlar girdi, dev alışveriş yapıp çıktı. benim günlerimin en yüksek satışı. düz ve duygusuz bir insan olduğumdan (yok lan, şaka, çok katmanlı, girift bir yapım var -google’a yaz bak baya enteresan- esneğim de ayrıca), film izliyorum ya, bu benim uğurum olsun, totemim olsun dedim. demez olaydım. aklımdan geçeni yakalamak, eskiye göre daha kolay fakat olayları yönlendirme amacıyla hükmetme konusunda henüz bir çabam yok. ben içimden böyle der demez, daha önce de gelmiş olan düzgün görünümlü manyak adam girdi içeriye. adamın içinde ona ait bir cinayetin vaktini gösteren bozuk bir saat var sanki. katliamı beş geçe veya katliama 5 kala. naber dedi. bende korkan bir sessizlik ve kendini savunan gülümseme🙂 alyansa benzer yüzüğümü, diğer elimle çeyrek tur döndürdüm parmağımda. şimdi bu yüzüğü döndürünce evli olduğum adam kapıda belirecek ve beni senden kurtaracak mı diyorum acaba? geldi mi dedi. bende bir göz kısılması ve kısacık bir an için tavana bakma.. patronumu mu kastediyor yoksa, laf olsun diye geçen sefer başka türlüsünü sorduğu bir ürünü mü? tavanda hayır yazıyor gibi cevap veriyorum. ne sorduğu önemli değil ki, ne yeni ürün geldi ne de dükkan sahibi. 2 gün oldu diyor. korkuyorum adamdan, niye korkuyorum ben bu adamdan? 2 gün olan ne lan? aslından sadece kelimelere baksa hayat, ortada hiçbir şey yok.. cevabım yok, ben de gülümsüyorum yine. senin tütün çok güzeldi diyor. 2 gün önceki gelişinde sigara istemişti. kefaletimi öder gibi sarılı sigaralardan bir tane veriyorum. tütünün adını da bi daha söylüyorum. gelme be işte bi daha. git kendin sar. demedim tabi böyle, ama duyar gibi cevap veriyor, ellerini göstere göstere. ben saramıyorum. o ellerle rahat bi adamı boğar. çıksın gitsin istiyorum. ayakları kapıya yürürken bakışları ortada geziyor. rahatsız edici derecede enerjik ve farkında. bende de savunmaya hazır bir sakinlik var. salisede çakmak arıyor gözleriyle masada. anlıyorum, anladığımı anlıyor, anlamamazlıktan geliyorum. bunu anlıyor mu acaba. eli cebinde çıkıyor.

*

niye korktuğumu buldum. bu adamın her şeyi, insanın üstüne yürür gibi heybeti, insana avlanmış kuş hissi veren, tanışma mesafesini yok sayan yakın duruşu, hızlı konuşması, dinlememesi, aklındaki konuşmayı sürdürdüğünden söyleneni aslında duymaması, hiç sevmediğim birini anımsatıyor.

Ekim 3, 2015 - Posted by | alisin filmleri

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: